5.4.08

TİPOLOJİ-FORM-EHLİLEŞTİRME ÜZERİNE

Ne zaman ve nasıl bir tipolojiden bahsedebiliriz? Tipolojinin biçimlerin özü olduğunu düşünürsek ilk biçimin tipolojisi kendisi olacaktır (?) ve sonraki biçimler için bir tipoloji tanımlayacaktır. Tipoloji özdür, biçimlerin geliştirilmesine ve çeşitlendirilmesine imkan veren bir öz. İş gördüğü durumların değişken olduğu, yorumlanabilen, üzerinde düşünülebilen, farklılaştırılabilen bir öz. Bir kalıp, bir model değil. O zaman tipoloji için kalıp bir tanım arayışı da tipolojinin özüne ters düşecektir. Asıl mesele biçimin kendi zaman ve yer bağlamında doğurduğu durumların efektif değerlerini “tipoloji” olarak düşünmek. Ve bundan yeni formlar üretebilmeyi denemek.

Bahsedilen bir malzeme tipolojisi bile olabilir. Ve bu tipolojinin malzemeyi kullanış biçimini çeşitlendirmeye yönelik bir girişim olabilir. Beton üzerinden bir örnek verecek olursam, aslında eski çağlarda beton ilk kullanımlarında iki taş arasında harç olarak bağlayıcı ve sağlamlaştırıcı amaçlı kullanılan bir malzeme olmuştur. Beton burada yan karakterken sonra beton tek başına kendini gösterir. Kendi formunu bulur, özünden doğan formu, ve şimdi baş karakter olan betonun başka yan karakterlerle farklı kullanımları ve bunlar sonucunda doğacak yeni kullanımları arayışındayız. Belki de tipoloji bu sürecin kendisidir. Değişken olandır. İş gördüğü durumların değişkenliği, farklılaştırılması da buradan kaynaklanır, süreçten doğar. Ancak değişen öz değil, karşımıza çıkış şeklidir.

Ayn Rand “Hayatın Kaynağı” kitabında 20. yüzyıl Amerikan mimarlığından bahseder. Amerikan mimarlığı demek de doğru değil aslında, çünkü yapılan mimarlık antik çağ Yunan ve Roma mimarlıklarında tip haline gelmiş öğelerin bağlamlarıyla ilgisiz her yerde herhangi bir biçimde kullanılmasıdır. Bu gidişat “Hiçbir şey, herhangi bir şeyden üstündür.” söylemini ve tartışmasını doğurur. Herhangi bir şeyin ehlileştirilmiş bir tipoloji mantığını anlattığı düşünülebilir. Hiçbir şey ise üzerine daha çok düşünülmesi gerekendir. Sadece yeni bir form mudur? Yoksa formun farklı bir şekilde karşımıza çıkması mıdır? Aslında her iki soruda biçimin öncesindeki, biçimi oluşturan fikre gider. Yani yorumlanmış, geliştirilmiş, farklılaştırılmış öze, tipolojiye (?).

“Hiçbir tip yalnızca tek bir biçimle özdeşleştirilemez.,bütün mimari biçimler tiplere indirgenebilir olasa bile .” der Aldo Rossi. Tipoloji yaklaşımının tek bir şekile indirgenmesi onu stil haline (belki de sonrasında model haline) getirebilir. Bu da içindeki anlamlarla çelişir. Tipolojinin stil olarak algılanmasına sebep olacak ehlileştirme ise, kitaptan örnek verdiğim durum “ne amaçla” sorusu sorulmadan yapılmış kopyala-yapıştır tavrıdır.

Tipolojiyi yanlış anlamamak için, özü bulmak için “ne amaçla” sorusu akıldan çıkartılmamalıdır. Bu soru doğrultusunda olamayan uygulamalarda bir yapaylık ve yozlaşmışlık kendini gösterecektir. Bağlamından koparılmış bir uygulama söz konusudur. Çünkü öz, karakteri olamayan "herhangi bir şey “ olmuştur.

“Hiçbir tip yalnızca tek bir biçimle özdeşleştirilemez.,bütün mimari biçimler tiplere indirgenebilir olsa bile .” diyen Aldo Rossi bu anlatımını şöyle tamamlar: “İndirgeme süreci zorunlu, mantıksal bir işlemdir. Bu varsayım olmadan biçim sorunlarını konuşmak imkansızdır. Bu anlamda bütün mimarlık kavramları aynı zamanda tipoloji kuramlarıdır. Gerçek tasarımda bu iki anı ayırt etmek zordur.”. İndirgemenin nasıl bir anlam içerdiğini düşünmek gerekir. İndirgemenin sonucunda karşılasılması gereken durum tipolojinin kendi bağlamındaki efektif değerleriyle karşılaşmak mı olacaktır öyleyse? Ayn Rand’ın kitabından verdiğim örnekteki gibi yozlaşmış taklitlerin ortaya çıkmasında ki sebeplerden biri de indirgenme sürecinde üzerinde düşünülen tipin stil olarak algılanmış olması mıdır.?


Hiç yorum yok: